29 Eylül 2008 Pazartesi

Bisiklet ve Giyim

Kışın bisiklete binmek... Kaliteli malzemelerin bisiklete binmeyi daha keyifli hale getirdiği bir gerçek. Ancak bisiklet keyfini yaşamak için her zaman yüksek meblağlar ödemek zorunda değilsiniz. Ekonomik alternatiflerle de pek çok durumda bu keyfi yaşamaktan mahrum kalmayabilirsiniz. Özellikle kış giyimi söz konusu olduğunda fiyatlar dudak uçuklatabilir. Windstopper ve Gore-Tex gibi teknoloji harikalarını eminim duymuşsunuzdur. Bütçeniz izin veriyorsa bunlardan mamül ürünleri alır, rahat edersiniz. Her türlü detay internette mevcut. Peki kısıtlı bütçeyle kışın bisiklete binme sorununu nasıl aşabiliriz?


Uygun fiyata satın alabileceğiniz termal içlikleri formanızın altına giyebilirsiniz. Vücudunuzu saran bu giysi, terlediğinizde oluşan su buharını dışarı atarak bir üst kattaki giysiye geçirme özelliğine sahiptir. Böylece sizi ısıtırken terden de boğmaz. Çabuk kurur. Ekonomiktir.


Termal içliğin üzerine, her zaman kullandığınız bisiklet formanızı ya da ona eşdeğer bir giysiyi giyebilirsiniz. Biliyorsunuz, bu katta tercih edilen şey formanın üzerinize oturması, teri dışarı atacak yapıda olması, kolay kuruyabilmesi. Çoğu zaman bu iki kat giysi işinizi görecektir. İlave kat giysiye çok soğuk havalarda, molalarda ya da inişlerde ihtiyaç duyacaksınız.

Yanınızda bir polar bulundurun. İster çantanıza atın, ister gidona bağlayın. Molalarda ya da üşüdüğünüzü hissettiğinizde giyebilirsiniz. Polar sıcak tutar. Hafiftir. Kolay kurur. Islandığında bile uzun süre daha sizi ısıtmaya devam edebilir. Kaliteli markaların polarlarını indirimde çok uygun fiyata bulabileceğiniz gibi, semt pazarınızdan bile akıl almaz ürünler çıkarabilirsiniz.


Son olarak, bir yağmurluk ya da rüzgarlık taşıyabilirsiniz. Polar sizi rüzgardan korumaz. Oysa ki bir yağmurluk ya da rüzgarlık sizi rahat ettirecektir. Yağmur çok şiddetli olmadığı müddetçe ıslanmanızı da engeller. Hafif ve ucuzdur. İyice sıkıştırdığınızda formanızın cebine bile sığar.


Dizleriniz, soğuk havalarda mutlaka iyi korumanız gereken yerler. Uzun taytlar sizi nispeten koruyacaktır. Bazı taytların diz kısımları daha kalın, hatta daha özel malzemelerden üretilir ve dizleri daha iyi korur. Ancak bu özellikler fiyata da yansır. Uygun fiyatlı bir uzun taytın altına yine uygun fiyatlı bir termal içlikle de bu sorunu halledebilirsiniz. Altta kat kat giyinmek biraz sıkıcı olabilir ama sağılığınızı korumak için katlanılabilir.

Olmazsa olmaz bir diğer malzeme de kışlık eldivenler. Uzun parmaklı eldivenlerle bisiklete binmek çok keyifli olmasa da kışın yapabileceğimiz başka birşey yok. Eller kadar ayaklar da soğuğa maruz kalıyorlar. Eğer ayaklarınız üşüyor ve bu sizi rahatsız ediyorsa neopren kılıf kullanmaktan başka çareniz yok.


Başınızı soğuktan korumak için kask yeterli değil. Balaklava, bone, kar maskesi ya da buff, tercihiniz ne olursa olsun, başınızı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayın. Yüz bölgenizin fazla üşümesi canınızı yakmakla kalmaz, sürüş esnasında konsantrasyonunuzu da etkiler. Ayrıca zayıf bir ihtimal de olsa yüz felci riskini de göz önünde bulundurun.

Bu saydıklarımız elbette çok soğuk şartlarda yetersiz kalır. Çok daha ekstrem şartlar için üretilmiş ürünler olduğunu biliyoruz. Ancak öylesi bir havada bisiklete binmekte ısrar ederseniz alacağınız keyfin derecesi de tartışmalı olacaktır.

26 Eylül 2008 Cuma

Kopenhag'ın Bisikletli Güzelleri

Bisiklet dostu 11 şehir diye bir yazıyı eminim siz de birkaç yerde görmüşsünüzdür. İşte bu şehirlerden biri olan Kopenhag'a çevirelim gözlerimizi. Kopenhag'da bisiklet yaşamın bir parçası. Gıpta etmemek mümkün değil. İşte size Kopenhag'da bisikletli yaşam üzerine bir blog.


Ayrıca uzun zaman önce keşfettiğim bir blog daha var ki, özellikle canımın sıkkın olduğu zamanlarda ziyaret ettiğimi itiraf etmeliyim. Düşünün, sitenin teması bisiklete binen kadınlar... Ülkemizde görmeye alışık olmadığımız enstantaneler bulacaksınız bu sitede.


Acaba bu bisiklete binme işini biz mi biraz abartıyoruz? Avrupa'dan gözümüze ilişen karelere baktığımızda, gayet alelade bisikletler üzerinde günlük kıyafetleriyle arz-ı endam eden insanlar görüyoruz. Kask kullanan bile yok hani.


Sadece Danimarka böyle değil tabii. Merak edenler için Gürol Çaydaş'ın kaleme aldığı harika fotolarla dolu başka bir yazı için sizi Amsterdam'a davet edelim. Buradan buyrun.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Shimano Kataloğu 1982

Kısa bir süre önce yitirdiğimiz, bisiklet aleminin piri, duayeni Sheldon Brown'un internet sayfasına uğramayanınız yoktur herhalde. Büyük ustanın eşsiz hazinesinden, eski sandıkların birinden tozlu bir katalog çıkarıyoruz huzurlarınıza.


1982 yılında, göreceğiniz gibi ağırlık yine yol ve yarış bisikleti grubunda. Dağ bisikletleri henüz belli bir standartta değil. Meraklılar, mevcut bisikletleri üzerinde bir takım değişiklikler yaparak bazı şeyleri tecrübe ediyorlar henüz. Gerçi Specialized, günümüze kadar gelen ünlü Stumpjumper modelinin seri üretimine 1982 yılında geçmişti ama, MTB hala deneme ve emekleme aşamasında.

Specialized Stumpjumper

Karşınızda 1982 model Deore! Daha mtb kavramı yeni yeni duyulurken Deore varmış yani. O dönemde Shimano'nun tur bisikleti donanımı olarak yer bulmuş kendine bu katalogda.


Bu nostaljik gezi için önce Sheldon Brown'a, sonra da arkadaşım Ahmet Babacan'a teşekkür ederim.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Bisiklet Ormanı

İki teker, iki pedal ve bir dümenden ibaret basit bir aracı, kaç farklı şekile sokabilirsiniz ki? Bisikletin o kadar da basit olmadığını düşünen birileri, yaratıcılıktaki sınırları zorlamışlar ve sonuçta birbirinden eğlenceli bir sürü tasarım ortaya çıkmış.


Bike Forest sitesi, ilham verici tasarımlarla dolu. Farklı ihtiyaçların farklı tasarımlara neden olduğunu düşünüyorlar.



Hula Bike , bunların içinde en ilginçlerinden birisi. Sayfadaki videoyu izlemenizi öneririm.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Kulaklarınızı Dört Açın

Müziksiz bisiklete binmem, kulaklığım olmadan asla diyenlere, polislerden dostça bir uyarı.



19 Eylül 2008 Cuma

Otomobilsiz Kent

21 Eylül... Bugünün o kadar çok adı var ki, açıkçası kafam karışmıyor da değil. Avrupa ulaşımda değişim ve hareketlilik haftası, kentte otomobilim olmadan günü, otomobilsiz kent günü, dünya otomobilsiz günü vs vs... Orijinali "European Mobility Week and Car Free Day". Kafanıza göre çevirin artık.


Ama hepsinin anlatmaya çalıştığı şey aslında aynı. Gidişat iyi değil ve alternatife ihtiyacımız var. Petrol bazlı ulaşım, kendisi biterken bizi de bitiriyor. Toplu taşıma ve diğer çevreci seçenekler her geçen gün önem kazanıyor. Tam da bu noktada bisiklete vurgu yapmak için iyi bir fırsatımız var. 1998 yılından beri kutlanan bu etkinlik, dünyada her yıl daha fazla kentin katılmasıyla daha büyük kitlelere ulaşıyor.


Otomobilsiz kent günü kapsamında yurdun çeşitli yerlerinde etkinlikler düzenleneceği haberleri geliyor. Bunlardan belki de en kapsamlısı İstanbul'da düzenlenecek. Etkinliğin adresi Kabataş iskelesi ve başlama saati 12.00. Detayları bu adresten öğrenebilirsiniz.


Bizler de Denizli Bisiklet Platformu olarak, şehrimizde "Bisiklet Bir Taşıttır" turu düzenliyoruz. Hemşehrilerimize otomobilsiz kent günü hakkında bilgi verirken, hep üzerinde durduğumuz "trafikte bisiklete saygı" ve "yollar hepimizin, paylaşalım" temaları üzerinde duracağız. Detayları web sitemizden öğrenebilirsiniz.

17 Eylül 2008 Çarşamba

GPS

Teknolojinin bisikletçiye sunduğu en büyük lütuflarından biri GPS cihazları. Düşünsenize, önünüzdeki rampanın eğimini, ne kadar süreceğini, rampa bittiğinde arkasında ne olduğunu bileceksiniz. En yakın yerleşim yerinin ya da benzin istasyonunun nerede olduğunu göreceksiniz. Eve döndüğünüzde bilgisayara attığınız rotanızı başkalarıyla paylaşacaksınız. Tur boyunca ne kadar yol yaptığınızı, ne kadar yükseklik çıktığınızı, ne kadar iniş yaptığınızı göreceksiniz. Ve daha başka bir sürü şey.

GPS'te tüm dünyada iki büyük marka mevcut. Bunlar Garmin ve Magellan. GPS cihazlarının teknik detaylarını, nasıl çalıştığını, farklı amaçlar için kullanımını bir kenara bırakıp, kabaca dalıyorum konuya. Nasıl olsa bu konuda internette sürüyle bilgi ve kaynak mevcut.

GPS almaya karar verirseniz, ilk dikkat edeceğiniz özellik cihaza opsiyonel harita yüklenip yüklenemediği. Bazı cihazlarda hiç harita yüklenemediği gibi, bazılarında ise üzerinde gelen baz haritayla yetinmek zorundasınız. Oysa dilediğiniz özellikte haritayı yükleyebilmeniz ya da zaman zaman bu haritaları güncelleyebilmeniz iyi bir özellik.

Cihazın dahili hafızası ne büyüklükte olursa olsun, mutlaka harici hafıza kartı desteği sunmalı. Yüklemek istediğiniz bazı haritaların dahili hafızaya sığmadığını görüp de ileride pişman olmamak için, en baştan bu özelliği akılda bulundurmakta fayda var.

Cihazı arazide, dağda bayırda kullanacaksanız, topografik harita da yüklemeniz gerekecek. Alacağınız firmanın bunu yapabiliyor olması önemli. Garmin ve Magellan'ı, Türkiye temsilcileri dışında bir yerden alıyorsanız, detaylı topografik haritalar için kıvranırsınız.

Ekran büyüklüğü bir diğer mevzu. Ekranınızın büyük olması özellikle seyir esnasında size kolaylık sağlayacaktır. Eğer topografik harita kullanacaksanız renkli ekran olmazsa olmaz. Zira yüksekliği gösteren çizgilerle yol, akarsu, sınır vs çizgileri birbirine karışıyor siyah beyaz ekranda.

Bir diğer önemli husus, cihazın su geçirmez olması. Araçlar için üretilen navigasyon cihazlarından farklı olarak, doğada kullanılan el tipi GPS alıcılarının mutlaka suya ve toza karşı dirençli olmaları gerekiyor.

GPS cihazları, aynı cep telefonu gibi li-ion bataryayla çalıştıkları gibi, bazı modeller AAA pille çalışır. Hatta bazı modeller iki seçeneği de destekler. Arazide şarj cihazı aramaktansa, yedek pil taşımayı tercih edeceğinizi umuyorum. Benim tercihim bu konuda AAA'dan yana.

Alacağınız cihazın pusula ve altimetresinin uydu bağımlı olması da bir diğer detay. Barometrik altimetreler yükseklik bilgisini hava koşullarına göre hatalı verebilirler. Uydu bağımlılarda bu hata olmaz.

İleride konunun detaylarına girmek üzere şimdilik burada noktayı koyuyorum. Son olarak , bisiklet üstünde GPS'in nimetlerinden yararlanmak için, cihazı gidonunuza takmanıza yarayan bisiklet kitini satın almayı unutmayın.

İnsan ve Kurbağa

Sizce kurbağalardan daha mı zekiyiz? Kurbağalarla aramızda sandığımızdan daha çok benzerlik var. Videoyu izlediğinizde bana hak vereceksiniz.


Bisikletli Yaşam ve Sigorta

Sürekli yollardayız. Ülkemiz yollarının bisikletliler için uygunluğu tartışılır. Ayrıca araç sürücülerinin tavırlarını da biliyorsunuz. Keyifle başlayan bir pazar gezisi, sizi uzun bir müddet işinizi yapmaktan alıkoyacak tatsız bir sürprizle noktalanabilir.

Biz bisikletçiler için özel bir sigorta yok. Ancak ferdi kaza sigortası yaptırarak, yola biraz daha gönül rahatlığıyla çıkmak güzel birşey. Sigortalı olmak istediğinizde kendinizi rengarenk bonbon şekerleriyle dolu bir dükkanda gibi hissediyorsunuz. Size sunulan vaatlerin ardı arkası kesilmiyor. Bu kadar çok seçenek arasında mutlaka aklınıza yatan ve kesenize dokunmayan bir tane bulacaksınızdır.

Ben sigortam.net sitesi üzerinde küçük bir araştırma yaptım. İleride bu konuyu daha fazla detaylandıracağız. Aşağıdaki aşamaları takip ederek, beklentileriniz ve bütçeniz doğrultusunda böyle bir girişimin size yaklaşık kaça malolacağını öğrenebilirsiniz.

Anasayfada üstteki menünün en sağındaki "diğer" sekmesini tıklayın.


Açılan sayfada "ferdi kaza sigortası" başlığına tıklayın.


En alttaki kutucuğa doğum tarihinizi girin.


Mesleğinizi işaretleyin.


Spor ve hobi bilgileri başlığı altında bisikletle ilgili bir madde yok. Eğer bu pencerede seçeceğiniz başka bir hobiniz yoksa "hayır" kutusunu işaretleyip devam edin.


Teminat limitlerinizi belirleyin. Burada aslında en önemli madde "gündelik tazminat teminatı" denen olay. Bazı şirketler çalışamadığınız her gün için, çalıştığınız taktirde kazanacağınız parayı ödüyor. Mail adresinizi girerek bu pencereden ayrılıyorsunuz.


Daha sonra adresinize gelen iletiyi açıp size verilen linke tıkladığınızda şöyle bir pencere açılıyor.


Şimdi açılan sayfada, sizin beklentilerinize uygun poliçeleri olan şirketlerin ürünlerini görüyorsunuz. Soldaki kutuları işaretleyip "detaylı karşılaştırma" butonuna basın.


Bu sayfada ürünlerin detaylarını görüyorsunuz. Kendinize uygun bir tane bulabildiyseniz. araştırmanızı bu yönde sürdürebilirsiniz.


Bu yazıda yapmaya çalıştığım kaza sigortası fikrini aklınıza getirmekti. Düşünmeye değer bir fikir bence. Bu konuda ileride daha detaylı yazılar gelecek. Hatta bisikletlerimizi bile sigortalatma fikrini tartışacağız.

16 Eylül 2008 Salı

Bisiklet ve Kamp : Tur Çantası

Eğer kamplı bir tura çıkacaksanız ve bir römorkunuz yoksa, bagaj ve tur çantasına ihtiyacınız var demektir. Ülkemiz bu konuda biraz sıkıntılı. Tur çantası konusunda aradığınız herşeyi bulamayacağınızı garanti edebiliriz. Bazı kaliteli markaları yurtdışından getirmek zorunda kalabilirsiniz. Ama bizim mağazalarımızda da işimizi görecek kalite ve yeterlilikte çantalar bulmak mümkün.


Tur çantaları iki farklı tipte üretiliyor. Bunlardan birincisi, heybe şeklinde, tek parçadan ibaretken, diğer tip ayrı ayrı iki parçadan oluşuyor. Bu bakımdan tavsiyem, takıp çıkartma kolaylığı ve bisikletten çıkardıktan sonra da elinizde taşınabilme rahatlığından dolayı iki parçadan oluşan çantalar.

Çantanızı alırken ya da bisikletinizin bagajına monte ederken dikkat etmeniz gereken belki de en önemli husus, pedal çevirirken topukların çantaya değmemesini sağlamak. Özellikle büyük ayaklı sürücüler bu konuda daha dikkatli olmak zorunda.

Çantaların su geçirmez özellikte olması elbette ki istenen bir durum. Bazı çantalar su geçirmezken, bazıları ekstra yağmurluğu ile birlikte geliyor. Eğer çantanızda bu özellikler yoksa, büyük boy çöp poşeti ve bant taşıma zorunluluğunuz kaçınılmaz.


Uzun yola çıkarken size en fazla iyiliği, gidon önüne takacağınız bir çanta yapacaktır. El altında olması gereken herşeyi gidon çantanızda taşıyabilirsiniz. Gidon çantasının seyir esnasında kolay açılabilen ve içindekilere kolay ulaşılabilen bir modelini tercih edin. Ayrıca üstünde haritanızı koyabileceğiniz, su geçirmez ve şeffaf bir bölüm bulunursa iyi olur. Molalarda ya da bisikletinizi bir yere bırakıp gezmeniz gereken yerlerde gidon çantasını kolaylıkla yerinden çıkarıp omuzunuza almanız mümkün.

Gidon çantası turlarda çok işe yarıyor.

Eğer ben kendi çantamı kendim yaparım diyorsanız, buyrun size mtbtr'den çanta tarifi. Ayrıca uzun yolculuğa çıkarken çanta yerleştirmenin püf noktalarını merak ediyorsanız, Emre Tok aşağıdaki videoda size anlatsın.



Tuz Gölü'ne Sadakat

Siz hiç tamamen kurumuş bir göl gördünüz mü? Ben gördüm ve hala etkisindeyim. İki milyon yaşında olduğunu yeni öğrendim Tuz Gölü'nün. Dile kolay. Ayrıca ülkemizin tuz ihtiyacının %60'ını karşıladığını ve yaklaşık %33'lük tuz oranı ile dünyanın 2. en tuzlu gölü olduğunu da yeni öğrendim. Ancak uygulanan yanlış sulama politikaları nedeniyle göl belki de daha fazla yaşayamayacak.


Doğa Derneği ve Atlas Dergisi, bu soruna dikkat çekmek için Tuz Gölü'ne Sadakat Yolculuğu düzenliyor. 19-20 Eylül tarihlerinde gerçekleştirilecek olan etkinliğe, Doğa Derneği Genel Müdürü Güven Eken bizzat rehberlik edecek.


Etkinlikte, Türkiye'deki 305 önemli doğa alanından birisi olan Tuz Gölü'ndeki bu yokoluşun engellenebileceği üzerinde durulacak.


Detaylı bilgileri buradan ve buradan edinebilirsiniz. Güven Eken'in sohbetinin tadı benim hala damağımda. İmkanınız varsa siz de bu şansı kaçırmayın derim. Ha bir de, gitmeden önce, bisikletçi dostumuz Nevşehir'den Can Dede ve arkadaşlarının Tuz Gölü gezisine de bir göz atın.

Bin Yılın Tanıkları : Beyağaç

Bir orman düşünün, en genç ağacı 1200 yaşında. Bir göl düşünün, 2000 metre yükseklikte. Denizli Bisiklet Platformu olarak, Ağustos'ta Bin Yılın Tanıkları'na gittik.


Denizli ile Muğla arasında sınır oluşturan Çiçekbaba dağı zirvesinin hemen kuzeyinde kalan Kartal Gölü ve onu çevreleyen Anıt Orman, Beyağaç ilçesinden 25 km'lik dik rampaları çıkmayı göze alabilenlerin kulağına sırrını fısıldıyor.


Doğal sit alanı olarak ilan edilen bölge, dağ bisikletçilerine ancak hayallerinde canlandırabileceği bir atmosfer sunuyor. Kilometrelerce patika yol, devasa ağaçlar, buz gibi sular, neredeyse zirvede bir göl, her mevsim yeşil bir doğa...


Beyağaç, Denizli'ye yaklaşık 100 km uzaklıkta. Müthiş doğasıyla, öyle bir günde bitiriliverecek bir yer değil kesinlikle. Topuklu Yaylası'nda bir gece konaklamak, hatta oradan Köyceğiz ve Dalyan'a geçivermek olayı daha da güzelleştirir.


Yaşları yaklaşık 1000 ila 1500 arasında değişen, Türkiye'nin en yaşlı karaçam ormanına sahip Beyağaç. Kartal Gölü ise, ağaç çizgisinin üzerinde yer aldığı için kıyısı ağaçsız. Buz gibi akan bir dere, gölü sürekli besliyor. Gölde balık tutmak da mümkün.


Dönüş yolunda yaklaşık 25 km sürekli dik iniş, fren balatalarınızı harcarken vücudunuza günlerce gitmeyecek miktarda adrenalin pompalanmasına neden oluyor. İniş bittikten sonra daha birkaç saat titreşimi üzerinizden atamıyorsunuz.


Daha fazla fotoğraf için buraya tıklamanız yeterli. Denizli Bisiklet Platformu'nu bu gezide hem ağırlayıp hem de gezdiren, usta fotoğrafçı Zeki Akakça ağabeyimize de, buradan tekrar sevgiler, saygılar.