17 Ekim 2008 Cuma

Hayalet Bisiklet

Hayalet bisikletler, ilk olarak 2003 yılında ABD'de başlamış bir hareket. Trafik terörü kurbanı olmuş, araç çarpması sonucu hayatını kaybetmiş kişilerin bisikletleri tamamen beyaza boyanıyor, üzerine bilgi verici bir tabela yerleştirilip kazanın cereyan ettiği yerin yakınında bir direk ya da trafik işaretine kilitleniyor.


Amaç, bu olayı sürekli hatırda tutarak bisikletçilere dikkat çekmek ve bisikletçilerin güvenliğini sağlamak.


2003 yılından beri bu harekete dünya çapında 63 şehir katılmış. Ayrıntılı bilgi için ghostbikes.org sitesini ziyaret edebilirsiniz.


İçlerinde beni en çok sarsan 11 yaşındaki Nicholas'ın bisikleti oldu. Hikayesi burada.

15 Ekim 2008 Çarşamba

Bisiklet Park Yeri

Bisiklet park yerleri tasarımı hakkında ülkemizde bir yarışma açıldığını hayal edebiliyor musunuz? Herşeyi hallettik de sıra buna mı geldi diye düşünebilirsiniz. Biz daha yolun bu kadar başındayken, birileri bisiklet park yerleri için tasarım yarışına girmiş bile.


New York şehrinde düzenlenen bu yarışma ilham verici tasarımlara sahne oluyor. Tüm dünyadan 200'ün üzerinde başvuru olmuş. Yarışmanın birincisi 24 Ekimde Ulusal Tasarım Haftası kapsamında açıklanacak. O günü bekleyemem derseniz, finale kalan 10 tasarımı buradan görebilirsiniz.


Konuyla ilgili video işte burada.



Bisiklet park yerleri ile ilgili daha fazla fotoğraf isterseniz, linkiniz hazır.

12 Ekim 2008 Pazar

Bisiklet Anatomisi

Videomuz quickrelease.tv adresinden. Bisikleti oluşturan parçaları tanıyın.


9 Ekim 2008 Perşembe

Camelbak ve Mataralar

Su olmadan bisiklet keyfi olmaz. Efor sarfeden birinin, belirli aralıklarla sıvı alması gerekir. Bu konuda uzman görüşleri, susamayı beklemeden sıvı alınması yönünde. Vücudunuzda sıvı kaybına bağlı sorunlar yaşamak istemiyorsanız, suyunuzu yanınızda taşımak ve bunun için aktivitenize uygun bir sıvı alım sistemi seçmeniz şart.

Plastik Suluk ya da mataralar en pratik ve ekonomik çözümler. Turunuzun uzunluğu, geçeceğiniz güzergah, mevsimsel şartlar gibi faktörleri gözönünde bulundurarak, bir ya da birkaç matara taşıyabilirsiniz. Plastik mataralarda suyunuz yazın ateş gibi, kışın da buz gibi olacaktır. Ayrıca kaliteli olanları bile koku yapmaya meyillidirler.


Aluminyum mataralar, içlerindeki sıvıyı daha uzun süre istediğiniz ısıda tutabildikleri için plastik mataralardan biraz daha konforlu. Çift katmanlı olup, termos gibi kullanılabilenleri de mevcut. Koku yapma ihtimali daha az olmakla birlikte, ağırlık ve fiyatı plastikten biraz daha fazla.


Camelbak ise, sıvı alım çantalarıyla özdeşleşmiş bir marka. Başka markaların sıvı alım çantalarına bile artık camelbak denir olmuş. İçinde plastik bir su haznesi içeren çantaların ortak adı diyebiliriz camelbak için. Gayet kullanışlı bir formül olmakla birlikte, haliyle diğer sistemlerden biraz daha maliyetli. Ayrıca sıvı hazneleri biraz daha özel bakım istiyor. Seyir esnasında sıvı almak, bu sistemle çok daha kolay ve pratik.


Gerek mataralarda gerekse camelbak çantaların sıvı haznelerinde zamanla istenmeyen kokular oluşabiliyor. Bunun oluşmaması için havalandırma çok önemli. Matara ve sıvı haznelerini işiniz bittikten sonra boşaltıp, ağızlarını açık bırakarak havalanmasını sağlayın. Bir diğer önemli aşama temizleme. Hatta bunun için üretilmiş özel ürünler ve fırçalar bile var.


Bütün bunlara rağmen koku olmuşmuşsa, size ilginç bir yöntem önerebilirim. Mataranızın içine kola doldurun. Bildiğiniz coca-cola. Bir gece buzdolabında bekletin. Ertesi gün yıkayıp kullanın. Koku geçecektir. Hala koku varsa, o matarayı değiştirseniz iyi olur.

7 Ekim 2008 Salı

Fren Ayarı

Şehir içinde başınız sıkıştığında yanına koşabileceğiniz bir bisiklet tamircisi bulmanız mümkün. Ancak uzun yola çıkma niyetindeyseniz, birçok arızayı gidermeyi öğrenmelisiniz. Uzun turlarda başınıza gelebilecek aksaklıklarla nasıl başedeğinizden bahsetmeye devam ediyoruz.

Emniyetli bir sürüş için en önemli bisiklet bileşenlerinden biri olan frenleri ele alalım bugün. Eğer frenlerinizin yeterince sıkı tutmadığını farkettiyseniz, elinizi işe bulaştırmanın vakti gelmiş demektir. Videomuz BicycleTutor.com sitesinden. V frenlere ait birçok püf noktasını bu videoda bulacaksınız.



Bisiklet tamir ve bakımıyla ilgili bilgiler içeren siteler arasında benim favorim her zaman Bicycle Tutor olmuştur. Zamanla bu konuyla ilgili diğer sitelerin linklerini de bu sayfada bulacaksınız. Ama ihtiyacınız olan birçok şeyi Bicycle Tutor'da bulmanız mümkün.

5 Ekim 2008 Pazar

Bisiklet ve Kamp : El Aletleri

Bisiklete binerken bir çoğumuz yanımızda bike-tool dediğimiz bisiklet tamir aletlerinden taşıyoruz. Bu aletler çoğu zaman iş görüyor. Ama bazı aletlerin eksikliğini de hissediyoruz. Multi-tool kategorisine giren aletlerden sahip olmayı düşündünüz mü hiç? Hemen hemen herkes meşhur İsviçre ordu çakılarını bilir. İçinden bir dünya ıvır zıvır çıkan şu küçük, sağlam çakılar... Bıçak, gazoz açacağı, törpü, makas vs. Ancak onların da eksikliği hep bir pensesinin olmayışıdır. Pensesi de olan çok amaçlı bir el aleti, bisikletli aktivitelerimizde bizim hemen hemen tüm ihtiyaçlarımızı görecektir. Hele ki işin içine bir de kamp olayı girerse...


Dünya çapında tanınmış, kalitesini ispat etmiş birkaç marka var. İçlerinde belki de en ünlüsü Victorinox. Ancak penseli modellerin öncüsü Leatherman. Gerber'in ise özellikle pense kısmının sağlamlığı ve değiştirilebiliyor olması, en önemli özelliği. Sog ve Wenger de kendi alanında isim yapmış diğer ünlü markalar. Bunların dışında bir marka da tercih edebilirsiniz ama genel olarak bazı şeylere dikkat etmelisiniz.


Multi-tool alırken ilk bakmanız gereken şey tek elle açılıp kapanabilir olup olmadığı. Bir eliniz meşgulken diğeri ile aletin istediğiniz herhangi bir fonksiyonunu açıp kapatabilmelisiniz. Satın alırken özellikle pense foksiyonuna geçişin yumuşak ve rahat olmasına bakın.


Dikkat etmeniz gereken diğer bir nokta, ayrı ayrı her aletin emniyet kilidinin olması. İstenmeyen kazalara meydan vermemek için mutlaka bu kilitlere ve kilitlerin güvenilirliklerine iyice bakın. Özellikle bıçak ya da testere gibi kesici bölümler açılırken bu emniyet kilitleri kendiliğinden devreye girmeli, o kısmı kapatmak istediğinizde ise tek elle kapatabileceğiniz şekilde kolayca devre dışı kalabilmeli.


Bisiklete binerken herşeyin hafifini tercih ettiğimizi düşünürsek, bu aletlerinde hafif ve az yer kaplayanı bizim için makbul. Takoz gibi bir aleti kimse taşımak istemeyecektir. Burada örneğini gördüğünüz modellerin büyüklük ve hafiflik açısından birbirlerinden pek farkı yoktur. Ancak piyasada sahte ya da taklit çok fazla kalitesiz, kaba ve ağır ürün olduğunu da bilin.


Artık emektar bike-tool'umuzu evde bırakacağımıza göre, bisiklet için ihtiyacımız olan allen anahtarlarını da bu alet halletmeli. Ekstradan alacağınız bir adaptör vasıtasıyla bu sorunu da çözmüş oluyorsunuz. Dilediğiniz allen uçlarını farklı takımların uçlarından da temin edebilirsiniz. Zira genellikle bu takımlarda bizim ihtiyaç duyabileceğimiz 2 ve 3 numara allenler ne yazık ki yok.


Yeni aldığınız bu çok marifetli şık aleti taşımanız için size bir de kılıf lazım olacak. Kılıfta tercihiniz asla deriden yana olmamalı. Deri nemi hapsederek uzun vadede metalin zarar görmesine neden oluyor çünkü. Bu nedenle cordura ya da plastik cordura karışımı malzemeden yapılmış kılıfları tercih etmelisiniz.

Deri ve Cordura Kılıflar

Her malzemede olduğu gibi, bu aletlerin de uzun yıllar size sorunsuz hizmet etmesini istiyorsanız, bakımını ihmal etmemelisiniz. Yeni aldığınızda ilk bir ay boyunca haftada bir kez aletin oynar kısımlarına WD-40 sıkarak bir süre açıp kapatın. Özellikle pense kısmının sorunsuz çalışması için bunu ihmal etmeyin. Bu işlemi daha sonra kullanma sıklığınıza göre ayda bir ya da iki ayda bir kez tekrar edin.

3 Ekim 2008 Cuma

Tilmann : Efsane Göçebe

Efendi Tilmann Waldthaler, kendi değimiyle "cycle nomad" yani bir bisikletli göçebe. 1977 yılında ilk turuna başladığından beri 30 küsur yılı ve 430.000 kilometreyi geride bıraktı. O bir efsane.


Alman asıllı. Avustralya vatandaşı. 1974 yılının yılbaşı gecesi, yaşadığı şehri vuran kasırgada herşeyini kaybetmesiyle başladı bütün macera. Öyle ya, hiçbir şeyiniz yoksa kaybedecek birşeyiniz de yok demektir. İlk turunu iki kutup arasını pedallayarak gerçekleştirdi. Dile kolay. Tam 4 yıl ve 55.000 km.


Tilmann baba için bu sadece başlangıç. Turların ardı arkası kesilmiyor artık. Nerelere gitmemiş ki... Alaska'dan Patagonya'ya. Nil'in denize ulaştığı yerden kaynağına. Bisikletle ekvatorun çevresini bile dolaşmış. Avustralya'nın çöllerinden dünyanın çatısı Himalayalar'a kadar, O'nun tekerleğinin izini takip etmek mümkün.


Böyle bir hayattan neler öğrenmez ki insan. Budist rahiplerden de feyz alabilirsiniz, woodoo büyücülerinden de. Büyük Sahra'nın uyandırdığı sabır hissiyle Himalayalar'ınki ne derece farklıdır birbirinden... Bu arada fırsat bulup bu kitapları ne ara yazdı acaba?


Tilmann'ın internet sayfasında, 30 yılı aşkın uzun yol tecrübesiyle yoğrulmuş, binlerce kilometre pedal çevirirken yaşayarak öğrenilmiş, onlarca kullanıma hazır, damıtılmış bilgi mevcut. Hayatta aklınıza gelmeyecek bazı ipuçlarını O'nun ağzından dinleyebilirsiniz. Mesela tur sırasında biri sizi evine davet ederse neye dikkat edeceksiniz?


Çok yaşa Tilmann baba. Daha çok yaşa ki, daha çok seyahat et.

1 Ekim 2008 Çarşamba

Tekerlek İzi

Hala haberi olmayan varsa diye, Tekerlek İzi dergisinden bahsetmek istiyorum. Türkiye'de bisiklet severlerin artık bir de online bisiklet dergisi var.


Şu anda üçüncü sayısı yayında olan dergide, bisiklete dair herşeyi bulmanız mümkün. Gezi yazıları, fotoğraflar, organizasyonlar, yarışlar hakkında bilgiler... Tüm bunların yanında dergi doğa ve çevre konusunda da oldukça duyarlı bir tutum sergiliyor ve bu tarz girişimler hakkında da bilgiler içeriyor.


Şimdilik iki ayda bir yayınlanan dergi, zengin içeriği ve hemen göze çarpan samimiyeti ile yakın zamanda bütün bisiklet severlerin gönlünü fethedeceğe benziyor. Tekerlek İzi'ni takip edin.

29 Eylül 2008 Pazartesi

Bisiklet ve Giyim

Kışın bisiklete binmek... Kaliteli malzemelerin bisiklete binmeyi daha keyifli hale getirdiği bir gerçek. Ancak bisiklet keyfini yaşamak için her zaman yüksek meblağlar ödemek zorunda değilsiniz. Ekonomik alternatiflerle de pek çok durumda bu keyfi yaşamaktan mahrum kalmayabilirsiniz. Özellikle kış giyimi söz konusu olduğunda fiyatlar dudak uçuklatabilir. Windstopper ve Gore-Tex gibi teknoloji harikalarını eminim duymuşsunuzdur. Bütçeniz izin veriyorsa bunlardan mamül ürünleri alır, rahat edersiniz. Her türlü detay internette mevcut. Peki kısıtlı bütçeyle kışın bisiklete binme sorununu nasıl aşabiliriz?


Uygun fiyata satın alabileceğiniz termal içlikleri formanızın altına giyebilirsiniz. Vücudunuzu saran bu giysi, terlediğinizde oluşan su buharını dışarı atarak bir üst kattaki giysiye geçirme özelliğine sahiptir. Böylece sizi ısıtırken terden de boğmaz. Çabuk kurur. Ekonomiktir.


Termal içliğin üzerine, her zaman kullandığınız bisiklet formanızı ya da ona eşdeğer bir giysiyi giyebilirsiniz. Biliyorsunuz, bu katta tercih edilen şey formanın üzerinize oturması, teri dışarı atacak yapıda olması, kolay kuruyabilmesi. Çoğu zaman bu iki kat giysi işinizi görecektir. İlave kat giysiye çok soğuk havalarda, molalarda ya da inişlerde ihtiyaç duyacaksınız.

Yanınızda bir polar bulundurun. İster çantanıza atın, ister gidona bağlayın. Molalarda ya da üşüdüğünüzü hissettiğinizde giyebilirsiniz. Polar sıcak tutar. Hafiftir. Kolay kurur. Islandığında bile uzun süre daha sizi ısıtmaya devam edebilir. Kaliteli markaların polarlarını indirimde çok uygun fiyata bulabileceğiniz gibi, semt pazarınızdan bile akıl almaz ürünler çıkarabilirsiniz.


Son olarak, bir yağmurluk ya da rüzgarlık taşıyabilirsiniz. Polar sizi rüzgardan korumaz. Oysa ki bir yağmurluk ya da rüzgarlık sizi rahat ettirecektir. Yağmur çok şiddetli olmadığı müddetçe ıslanmanızı da engeller. Hafif ve ucuzdur. İyice sıkıştırdığınızda formanızın cebine bile sığar.


Dizleriniz, soğuk havalarda mutlaka iyi korumanız gereken yerler. Uzun taytlar sizi nispeten koruyacaktır. Bazı taytların diz kısımları daha kalın, hatta daha özel malzemelerden üretilir ve dizleri daha iyi korur. Ancak bu özellikler fiyata da yansır. Uygun fiyatlı bir uzun taytın altına yine uygun fiyatlı bir termal içlikle de bu sorunu halledebilirsiniz. Altta kat kat giyinmek biraz sıkıcı olabilir ama sağılığınızı korumak için katlanılabilir.

Olmazsa olmaz bir diğer malzeme de kışlık eldivenler. Uzun parmaklı eldivenlerle bisiklete binmek çok keyifli olmasa da kışın yapabileceğimiz başka birşey yok. Eller kadar ayaklar da soğuğa maruz kalıyorlar. Eğer ayaklarınız üşüyor ve bu sizi rahatsız ediyorsa neopren kılıf kullanmaktan başka çareniz yok.


Başınızı soğuktan korumak için kask yeterli değil. Balaklava, bone, kar maskesi ya da buff, tercihiniz ne olursa olsun, başınızı korumanın ne kadar önemli olduğunu unutmayın. Yüz bölgenizin fazla üşümesi canınızı yakmakla kalmaz, sürüş esnasında konsantrasyonunuzu da etkiler. Ayrıca zayıf bir ihtimal de olsa yüz felci riskini de göz önünde bulundurun.

Bu saydıklarımız elbette çok soğuk şartlarda yetersiz kalır. Çok daha ekstrem şartlar için üretilmiş ürünler olduğunu biliyoruz. Ancak öylesi bir havada bisiklete binmekte ısrar ederseniz alacağınız keyfin derecesi de tartışmalı olacaktır.

26 Eylül 2008 Cuma

Kopenhag'ın Bisikletli Güzelleri

Bisiklet dostu 11 şehir diye bir yazıyı eminim siz de birkaç yerde görmüşsünüzdür. İşte bu şehirlerden biri olan Kopenhag'a çevirelim gözlerimizi. Kopenhag'da bisiklet yaşamın bir parçası. Gıpta etmemek mümkün değil. İşte size Kopenhag'da bisikletli yaşam üzerine bir blog.


Ayrıca uzun zaman önce keşfettiğim bir blog daha var ki, özellikle canımın sıkkın olduğu zamanlarda ziyaret ettiğimi itiraf etmeliyim. Düşünün, sitenin teması bisiklete binen kadınlar... Ülkemizde görmeye alışık olmadığımız enstantaneler bulacaksınız bu sitede.


Acaba bu bisiklete binme işini biz mi biraz abartıyoruz? Avrupa'dan gözümüze ilişen karelere baktığımızda, gayet alelade bisikletler üzerinde günlük kıyafetleriyle arz-ı endam eden insanlar görüyoruz. Kask kullanan bile yok hani.


Sadece Danimarka böyle değil tabii. Merak edenler için Gürol Çaydaş'ın kaleme aldığı harika fotolarla dolu başka bir yazı için sizi Amsterdam'a davet edelim. Buradan buyrun.

24 Eylül 2008 Çarşamba

Shimano Kataloğu 1982

Kısa bir süre önce yitirdiğimiz, bisiklet aleminin piri, duayeni Sheldon Brown'un internet sayfasına uğramayanınız yoktur herhalde. Büyük ustanın eşsiz hazinesinden, eski sandıkların birinden tozlu bir katalog çıkarıyoruz huzurlarınıza.


1982 yılında, göreceğiniz gibi ağırlık yine yol ve yarış bisikleti grubunda. Dağ bisikletleri henüz belli bir standartta değil. Meraklılar, mevcut bisikletleri üzerinde bir takım değişiklikler yaparak bazı şeyleri tecrübe ediyorlar henüz. Gerçi Specialized, günümüze kadar gelen ünlü Stumpjumper modelinin seri üretimine 1982 yılında geçmişti ama, MTB hala deneme ve emekleme aşamasında.

Specialized Stumpjumper

Karşınızda 1982 model Deore! Daha mtb kavramı yeni yeni duyulurken Deore varmış yani. O dönemde Shimano'nun tur bisikleti donanımı olarak yer bulmuş kendine bu katalogda.


Bu nostaljik gezi için önce Sheldon Brown'a, sonra da arkadaşım Ahmet Babacan'a teşekkür ederim.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Bisiklet Ormanı

İki teker, iki pedal ve bir dümenden ibaret basit bir aracı, kaç farklı şekile sokabilirsiniz ki? Bisikletin o kadar da basit olmadığını düşünen birileri, yaratıcılıktaki sınırları zorlamışlar ve sonuçta birbirinden eğlenceli bir sürü tasarım ortaya çıkmış.


Bike Forest sitesi, ilham verici tasarımlarla dolu. Farklı ihtiyaçların farklı tasarımlara neden olduğunu düşünüyorlar.



Hula Bike , bunların içinde en ilginçlerinden birisi. Sayfadaki videoyu izlemenizi öneririm.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Kulaklarınızı Dört Açın

Müziksiz bisiklete binmem, kulaklığım olmadan asla diyenlere, polislerden dostça bir uyarı.



19 Eylül 2008 Cuma

Otomobilsiz Kent

21 Eylül... Bugünün o kadar çok adı var ki, açıkçası kafam karışmıyor da değil. Avrupa ulaşımda değişim ve hareketlilik haftası, kentte otomobilim olmadan günü, otomobilsiz kent günü, dünya otomobilsiz günü vs vs... Orijinali "European Mobility Week and Car Free Day". Kafanıza göre çevirin artık.


Ama hepsinin anlatmaya çalıştığı şey aslında aynı. Gidişat iyi değil ve alternatife ihtiyacımız var. Petrol bazlı ulaşım, kendisi biterken bizi de bitiriyor. Toplu taşıma ve diğer çevreci seçenekler her geçen gün önem kazanıyor. Tam da bu noktada bisiklete vurgu yapmak için iyi bir fırsatımız var. 1998 yılından beri kutlanan bu etkinlik, dünyada her yıl daha fazla kentin katılmasıyla daha büyük kitlelere ulaşıyor.


Otomobilsiz kent günü kapsamında yurdun çeşitli yerlerinde etkinlikler düzenleneceği haberleri geliyor. Bunlardan belki de en kapsamlısı İstanbul'da düzenlenecek. Etkinliğin adresi Kabataş iskelesi ve başlama saati 12.00. Detayları bu adresten öğrenebilirsiniz.


Bizler de Denizli Bisiklet Platformu olarak, şehrimizde "Bisiklet Bir Taşıttır" turu düzenliyoruz. Hemşehrilerimize otomobilsiz kent günü hakkında bilgi verirken, hep üzerinde durduğumuz "trafikte bisiklete saygı" ve "yollar hepimizin, paylaşalım" temaları üzerinde duracağız. Detayları web sitemizden öğrenebilirsiniz.

17 Eylül 2008 Çarşamba

GPS

Teknolojinin bisikletçiye sunduğu en büyük lütuflarından biri GPS cihazları. Düşünsenize, önünüzdeki rampanın eğimini, ne kadar süreceğini, rampa bittiğinde arkasında ne olduğunu bileceksiniz. En yakın yerleşim yerinin ya da benzin istasyonunun nerede olduğunu göreceksiniz. Eve döndüğünüzde bilgisayara attığınız rotanızı başkalarıyla paylaşacaksınız. Tur boyunca ne kadar yol yaptığınızı, ne kadar yükseklik çıktığınızı, ne kadar iniş yaptığınızı göreceksiniz. Ve daha başka bir sürü şey.

GPS'te tüm dünyada iki büyük marka mevcut. Bunlar Garmin ve Magellan. GPS cihazlarının teknik detaylarını, nasıl çalıştığını, farklı amaçlar için kullanımını bir kenara bırakıp, kabaca dalıyorum konuya. Nasıl olsa bu konuda internette sürüyle bilgi ve kaynak mevcut.

GPS almaya karar verirseniz, ilk dikkat edeceğiniz özellik cihaza opsiyonel harita yüklenip yüklenemediği. Bazı cihazlarda hiç harita yüklenemediği gibi, bazılarında ise üzerinde gelen baz haritayla yetinmek zorundasınız. Oysa dilediğiniz özellikte haritayı yükleyebilmeniz ya da zaman zaman bu haritaları güncelleyebilmeniz iyi bir özellik.

Cihazın dahili hafızası ne büyüklükte olursa olsun, mutlaka harici hafıza kartı desteği sunmalı. Yüklemek istediğiniz bazı haritaların dahili hafızaya sığmadığını görüp de ileride pişman olmamak için, en baştan bu özelliği akılda bulundurmakta fayda var.

Cihazı arazide, dağda bayırda kullanacaksanız, topografik harita da yüklemeniz gerekecek. Alacağınız firmanın bunu yapabiliyor olması önemli. Garmin ve Magellan'ı, Türkiye temsilcileri dışında bir yerden alıyorsanız, detaylı topografik haritalar için kıvranırsınız.

Ekran büyüklüğü bir diğer mevzu. Ekranınızın büyük olması özellikle seyir esnasında size kolaylık sağlayacaktır. Eğer topografik harita kullanacaksanız renkli ekran olmazsa olmaz. Zira yüksekliği gösteren çizgilerle yol, akarsu, sınır vs çizgileri birbirine karışıyor siyah beyaz ekranda.

Bir diğer önemli husus, cihazın su geçirmez olması. Araçlar için üretilen navigasyon cihazlarından farklı olarak, doğada kullanılan el tipi GPS alıcılarının mutlaka suya ve toza karşı dirençli olmaları gerekiyor.

GPS cihazları, aynı cep telefonu gibi li-ion bataryayla çalıştıkları gibi, bazı modeller AAA pille çalışır. Hatta bazı modeller iki seçeneği de destekler. Arazide şarj cihazı aramaktansa, yedek pil taşımayı tercih edeceğinizi umuyorum. Benim tercihim bu konuda AAA'dan yana.

Alacağınız cihazın pusula ve altimetresinin uydu bağımlı olması da bir diğer detay. Barometrik altimetreler yükseklik bilgisini hava koşullarına göre hatalı verebilirler. Uydu bağımlılarda bu hata olmaz.

İleride konunun detaylarına girmek üzere şimdilik burada noktayı koyuyorum. Son olarak , bisiklet üstünde GPS'in nimetlerinden yararlanmak için, cihazı gidonunuza takmanıza yarayan bisiklet kitini satın almayı unutmayın.